Nerede Bu Dişil Enerji?
Dişil – Eril enerji dengesi son zamanlarda aklımı en çok meşgul eden konulardan biri. Her yerde karşımıza çıkıyor. Cinsiyetimiz ne olursa olsun insan olarak hepimizin dişil ve eril enerjiye sahip olduğu, sağlıklı ve keyifli bir yaşam sürdürebilmenin yolunun bu enerjilerin dengede olmasından geçtiğini duyuyoruz.
Kadınlar da erkekler de dişiliği renkli tırnaklarda, seksi kıyafetlerde, havalı saçlarda ya da mükemmel vücutlarda arıyor. Arıyor arıyor da bir türlü bulamıyor;) Tam bir dişi diye gösterilen kılığa layıkıyla bürünen kadınların içinden öyle bir eril enerji fışkırıyor ki bazen, dengeler daha da şaşıyor. Görünen dişi, ama hissettirdiği değil. Güçlü kadın olmak, eril enerjimize sarılıp, zırhlarımızı kuşanıp maskülen dünyada varolmak olmuş. Çaba, kontrol, planlama, strateji, savunma, atak.. hepsi var biz kadınlarda.. Varolma mücadelesiyle, korku kaynaklı bir eril enerjiyi içimizde yükseltirken dişil enerjimizi bastırmış, nasıl bir şey olduğunu unutacak kadar derinlerimize gömmüşüz. Maskülen dünyada eril enerjimize tutunarak güçlü olmayı deneyimleyen biz “modern” kadınlar, dişil enerjimizle tekrar nasıl bağlantıya geçeceğiz? Moda tasarımcıları mı, güzellik uzmanları mı yoksa estetik cerrahlar mı başaracak bizi daha dişil hale getirmeyi?
Sizi bilmem ama ben ikna olmuyorum bu fabrikasyon olaylara.. Evet, özen gösterelim, iyi bakalım bedenimize, olabileceğimizin en iyi versiyonu olmaya çalışalım.. ama birilerinin dayattığı güzellik şablonlarına uymak adına otantik varlığımızı modifiye etme fikri dişil enerjiye yapılan en büyük saldırı gibi geliyor bana. Peki o zaman nerede arayacağız dişiliği, dişil enerjiyi? Nasıl dengeye getireceğiz içsel enerji dengemizi?
Sorularınızı kalpten sorduğunuzda cevaplar birden belirir ya, tüm bunları düşünürken toprak geldi aklıma.. Toprak Ana.. Yaşamı var eden, çoğaltan, besleyen, destekleyen, değiştiren, dönüştüren.. Dişil Enerji.. Dişil Güç.. Yeryüzünün rahmi. Her karışına beton dökülen topraklar geldi sonra aklıma.. ağaçsız, çiceksiz beton kaplı şehirler.. soğuk binalar.. Her yere beton döküp toprak anayla bağımızı, enerji akışımızı kesenlerle, kadınları binbir çeşit yapay katmanla kaplayıp insanlığı dişil enerjinin yaratabileceği mucizelerden mahrum bırakanlar aynı kafalar olmalı.
Din, kültür, coğrafya ayırmadan.. kimisini örtüyle, kimisini makyajla kapatarak, kimisine feminist maskesi takarak.. hep eksik hep yanlış hissettirip olduğundan başka bir şeye çevirerek.. Verimli toprağının üzerine beton dökerek.. Sana bolluk-bereket vereni, yaşam enerjini sağlayanı hor görüp betona çevirerek.. Sonra bolluğum bereketim nerde dersin.. o betonla kapladığın, bastırdığın enerji hiç bir yere sığmayıp taştığında iklim krizi der yapay çözümler ararsın..
Ama yapman gereken sahip çıkmak.. Eril gücünü hükmederek değil sahip çıkarak göstermek.. toprağa, dişil enerjiye, ondan gelen mucizelere.. Toprak anayı hor görmeyi bırakmak, kadınlara yeterince iyi olmadıklarını hissettirmekten vazgeçmek.. Kadın olarak kendini ve hemcinslerini hor görmekten, eksik görmekten vazgeçmek.. Dişiliğine, enerjine, eşsiz varlığına sahip çıkmak.. nasıl bir dönüştürme gücüne sahip olduğunun farkına varmak.. kutsallığını idrak etmek.
Toprak ana senin evrensel yaşam enerjisiyle bağlantın. Yaratım kaynağın. Sen bir ekersin o bin verir.. güzelleştirir, güçlendirir, dengeler, nötürler.. Senden tek istediği onu sevmen, saygı duyman, özen göstermen.. o bütün cömertliğiyle seni ve tüm insanlığı destekleyecek güce sahip.. Sen yeter ki kavgayı bırak.. savaşmaktan vazgeç toprağınla, dişil enerjinle, kadınlarla.. Hükmetme çaban seni güçlendirmez, tam tersi gerçek gücünden ve hazinelerinden alıkoyar..
Yaratıcıyı düşün, rahman ve rahim olan, yani eril ve dişil güce sahip olanı.. Sen dişilinle kavga ettiğinde, dişil enerjine sahip çıkmadığında nasıl eksilttiğini görebiliyor musun kendini? Yaratıcının sana bahşettiği dönüştürme gücünü nasıl heba ettiginin farkına varıyor musun?