Felsefe Taşı – Philosopher’s Stone
Dünyada her ne oluyorsa, biz insanlık olarak en yüksek halimize dönüşelim diye oluyor. Bireysel olarak hayatımızda olanlar da yine bizi birey olarak en yüksek halimize dönüştürenler. Kızdığımız, üzüldüğümüz, korktuğumuz, utandığımız ya da sevindiğimiz ve heyecanlandığımız her şey ama her şey bizi en yüksek halimize evrilmeye doğru itiyor. Tabii görmesini bilirsek.. tüm bu hissettiğimiz duyguların bize verilmiş armağanlar olduğunu, kalbimizin sesini daha derinden duyalım diye içimize dolduğunu..
İçimize düşen şüpheler kendimize dönelim diye, korkular dönüştürelim, utanç görelim, utanmadığımız hali yaratalım diye var. Simyacı olmak insan varlığımızın en büyük gücü. Kurşunu altına çevirmekten bahsedilir simya deyince ama bizim derdimiz daha çok içimize işlemiş kurşun gibi duyguları pırıl pırıl parlayan altına çevirmek. Felsefe taşı denilen de kalbimiz. Kalbimize sahip çıkarak simyacı olabiliyoruz.
Kalbi işin içine katarak sevgisizliği sevgiye, acıyı ilaca, potansiyeli güce, savaşı barışa dönüştürebiliyoruz. Ancak kalbimizle bakarsak neyi niye yaşadığımızı görüp, daha iyiyi seçmeyi başarabiliyoruz. Çünkü sadece kalp söylüyor bize neyin altın olduğunu. Hangi duygulardan arınırsak daha fazla parıldayacağımızı.. Dünyaya geliş amacımızın bu olduğunu, dönüşerek ve dönüştürerek kamil insan olma yolunda yürüdüğümüzü.. Aslında çok da zor olmadığını, ama felsefe taşı olmadan yapamayacağımızı..
Filmlerde ve hikayelerde anlatıldığı üzere tek bir taş yok herkesin peşinden koştuğu.. İnsan olan herkese verilmiş kendi taşı. Başkasınınki senin işine yaramıyor zaten, yani sen başkasının taşı ile kendini dönüştüremiyorsun. Ancak kendininkini bulman, onunla deneyler yapman, sana verilen her duygu durumunu daha yüksek haline çevirmen gerekiyor. Ne hissediyorum? Neye dönüşmesini isterdim? Simyacının sorduğu iki soru..
Dönüşümün gerçekleşmesi için de felsefe taşı giriyor işin içine.. Ne hissettiğini de kalbin söylüyor sana, nasıl mucizevi bir şeye dönüşebileceğini de.. Sihir burada işte.. ve sen bunu yaptığında insan olmanın hakkını veriyorsun.. Sana yöneltilen bir kurşunu ya da hissettirilen bir duyguyu neye çevirebilirim diyebildiğinde gücünü kullanmış oluyor, bu dünyada olma amacının farkına varmış oluyorsun.
Taş sana verilmiş ama kurşunu altına dönüştürmen bir şarta bağlı.. Taşını temiz tutmaya.. Çünkü taşın altını kurşuna çevirme potansiyeli de var.. Kirli olunca sihir öyle işliyor. Sorduğun soruya en net şekilde cevap almak için taşını temiz tutman lazım. Sen taşını kirleten öfkeden, kederden, utançtan, korkudan, kinden ve kibirden arındırmazsan felsefe taşı düzgün çalışmıyor. Üzeri o kadar çok katmanla kaplı oluyor ki, verdiği sinyaller sana gelene kadar üzerindeki katmanlar yüzünden çarpıtılıyor.
Taşını temizledikçe, arındırdıkça katmanlarından, gücüne kavuşuyorsun. Hiçbir yerde aramana gerek yok.. Kimsenin taşına özenmene gerek yok. Senin içindeki sana özel o taş, sana verilmiş en güzel armağan, senin gücünü en muhteşem şekilde ortaya koyman için sana verilmiş hazine. Onun en değerli hazinen olduğunu bilir, tertemiz tutup, çok seversen onunla birlikte gerçekleştiremeyeceğin dönüşüm yok.
Işıl ışıl parıldayan bir kalp, gerçekleştirmek istediğin tüm dönüşümlerin anahtarı. Senin içinde saklı hemde! Kimse alamaz, çalamaz onu senden.. Kirletebilirler, fonksiyonsuz hale getirebilirler belki.. ama o da sen izin verirsen. Sen içindekine sahip çıktıkça, taşını tertemiz tuttukça daha da güçlenecek, eşsiz varlığının bu dünyadaki macerasını daha da derinden anlayacaksın.
Düşünsene, bedeninin ortasında zümrüt gibi parıldayan eşsiz bir hazine var. Yeri göğe bağlayan, seni sonsuz ilahi güce ve tüm aleme.. Ve sen, bu mucizevi insan varlığın, bu dünyaya dönüşmeye, dönüştürmeye ve parıldamaya geldin.. İçinde koruduğun hazinenin ışığıyla.. içten dışa.. Savaşı barışa, açlığı tokluğa, sevgisizliği sevgiye, kin ve nefreti şefkat ve merhamete dönüştürmeye.. tüm insanlık için..
Ve hayır gidip ülkenin başkanı olman gerekmiyor bunun için.. istersen olabilirsin tabii.. (zaten olman gerekiyorsa içindeki hazine seni oraya götürecek..).. Ama sen birey olarak, tek başına değiştirdiğin, dönüştürdüğün her şeyle dünyayı her an değiştiriyor, dönüştürüyorsun zaten.. Her gün, her an, her seçiminle.. Ne hissettiğini görerek, neye dönüştürmek istediğini seçerek.. Dönüşüm yolunda ilerlerken önüne gelen her şeyin ve herkesin sana ne anlatmak istediğini anlayarak.. Tertemiz kalbinle baktığında hepsi açıkça görülüyor zaten.. Kimisi geliyor karşına bir başkasına merhamet etmeyi öğretiyor, kimisi de kendine ne zaman şefkat göstereceksin diyor..
Dönüştürücü güçsün sen, o yüzden buradasın.. İçinde saklı olan hazineyi dışarıda aradığın için kaybolmaların, düş kırıklıkların.. Sana verdiği hazineyi senin içine koymuş Allah, daha ne yapsın.. Sense onu dışarıda arıyorsun.. Nerede hazinem nerede diye.. İçinde.. Hazinen içinde. Onu tertemiz yapıp, pırıl pırıl parlatırsan daha net hissedeceksin. Gözünle görmediğin, elinle tutmadığın hazinenin sana tüm gücüyle her an her saniye hisset beni diye sinyal verdiğini.. Hisset onu.
Tabii sonrası seçim.. Dönüştürücü gücünü neye kullanacaksın? Herkesi hazinesini unutmaya teşvik eden illüzyon dünyasına hizmet etmeye mi, hepimize içindeki hazineyi hatırlatan ilahi gerçekliğe mi.. Altını mı kurşuna dönüştüreceksin, kurşunu mu altına?