Eril Enerjinin Uyanışı – Adaletin Kılıcı
Eril enerji müthiş bir yaratım. Güç, disiplin, aksiyon, kararlılık, cesaret, güven, neşe… insanlığın fiziksel boyutta hayatını keyifle sürdürebilmesi, huzur ve güven ortamında yaşayabilmesi için gerekli tüm donanıma sahip. Peki öyleyse, bunca zaman erkek egemen bir dünyada neden huzur ve güven içinde yaşayamadık? Yüzyıllardır gerçek dişil enerjimizi bastırıp yok sayanlar, eril enerjimizi de bastırmış, olduğundan başka bir hale çevirmiş olabilir mi?
Bu soruları düşündüğümde Matrix filmi ve Neo karakteri geliyor aklıma. Fantastik bilim kurgu diye izlediğimiz birçok film bize gerçeği gösteriyor aslında, ama tabii Matrix’in yeri ayrı. Beş duyunun ötesindeki enerjisel varlığını sorgulayan insanlara çok şey anlatır bu film. Evrildiğiniz her yeni bilinç seviyesinde izlerseniz, gerçekliğin daha derin katmanlarını idrak edersiniz.
Matrix serisinin 4. filmi, Resurrections – Diriliş özellikle görülmeye değer. Çünkü tam da şu anda dünya sahnesinde içinden geçtiğimiz gerçekliği, verdiğimiz enerjisel sınavları ve mücadeleleri anlatıyor. İnsan varlığımızın aslında ne kadar güçlü bir yaratım olduğunu ve içinde bulunduğumuz enerjisel savaşları fiziksel olarak göstermesi açısından değerli bir yapım olduğunu düşünüyorum. Eril ve dişil enerjinin, dengelenme ve uyumlanma yolunda birbirlerinden aldıkları güçle, zihnin sınırlarının ötesindeki güçlerini keşfetmesi müthiş anlatılıyor bence.
Cinsiyetimizden bağımsız, eril enerjimizin dünya hayatında nasıl bir tezahür olduğuna baktığımda görüyorum ki insanlığın fiziksel boyuttaki koruma kalkanı olması gereken eril enerji, ne yazık ki binlerce yıldır matrix’in koruyucusu ve kollayıcısı olmuş. Sonsuzluğun anahtarı olan bilincimizi, zihin oyunlarıyla korku frekansında tutan simülasyon, hepimize mış gibi yapmayı öğreten bir düzenmiş. Mutluymuş gibi, güçlüymüş gibi, keyifliymiş gibi, iyiymiş gibi.. Mavi hapı seçip, mış gibi oyununu ne kadar iyi oynarsak matrix’in o kadar iyi bir oyuncusu oluyormuşuz. Matrix’in sürdürülebilirliği de bizim bu mış gibi halimizin sürdürülebilirliğine bağlıymış.
Mış gibi dünyasında eril enerjiye biçilen rol de, özgürmüş ve güçlüymüş gibi yapmakmış. Eril enerjinin başarmış hissetmesi için uğrunda savaşacağı hedefler, enerjisini aktarabileceği arenalar inşa etmiş matrix. Özgür ve güçlü olmayacak ama özgürmüş ve güçlüymüş gibi hissedecekmiş. Fiziksel gücünü, stratejik zekasını ve kazanma arzusunu gösterebileceği alanlar olmuş; öz değerini parayla ölçen iş dünyası olmuş; kollektifin bilinçaltını kurban moduna ve umutsuzluğa programlayan edebiyat, sanat, film, dizi, müzik dünyası olmuş.. fark etmez.. yeter ki tüm insanlar enerjisini simülasyonu döndüren alanlara akıtsın, eril varoluşunun hakkını vermek için göstermesi gereken tüm cesaretini, matrix’in sürdürülebilirliğine harcasın.
Toprağının bolluğu bereketinden vazgeçip markette satılanı indirimli alınca bir zafere imza attığını düşünsün mesela.. Ya da taraftarı olduğu takım maç kazanınca büyük bir savaş kazanmış gibi hissetsin.. Böylece aslında nasıl bir enerjisel savaşın içinde olduğunu hiç bir zaman anlamasın.. Bilincinin hack edildiğini, korumak ve kollamakla görevli olduğu insanlığın kuyusunu kazan bir oyunun NPC savaşçısı haline geldiğini görmesin diye.
Durmadan uğraşan, çalışan çabalayan, ama bir türlü yetemeyen bir eril enerji üretmiş simülasyon.. Güvende hissetmeyen, hissettiremeyen.. Matrix’in parametrelerinin dışına çıkma riskini göze almayan.. alırsa cezalandırılan.. Cesaretini matrixteki hizmet alanlarında, zaferini dualitenin doğru tarafında olursa deneyimleyebilen.. Matrix’in hiçbir zaman tam anlamıyla vermediği onayların peşinde koşan.. Zihninin kontrolünü agent Smith’lere, enerjisini de onların oyunlarına aktaran..
Otantik dişile sırtını dönmüş, onu nefsinden yakalayıp durmadan didikleyen, her daim eksik ve suçlu hissettiren dişi kılığındaki arıza enerjiye pirim vermiş, onun gözüne girmek istemiş, onun bitmez tükenmez ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışmıştı eril. Onu şartsız koşulsuz seven dişili yok saymaya, ondan uzaklaşmaya programlanmıştı. Çünkü otantik dişil onun kalbini açan, gerçek benliğini ve gücünü ortaya çıkaran anahtardı. Otantik dişille arasındaki bu görünmez bağ, ve ona sırtını dönünce çektiği acı, eril enerjiyi uyandıran ve ayağa kaldıran güçtü.
Eril enerjiyi kendi hizmetine amade eden matrix, dişil enerjinin yaratımlarını zorbalığa hizmet eden bir forma çevirmek üzerine işlemişti. Dişil enerji, zorbalığa başkaldırıp insanca bir hayat için alternatif yaratımlar yaptıkça matrix daha da zorbalaşmış, eril enerjiyi de bencilleştirmiş ve zorbalaştırmıştı. Dişil enerji zorbalaşan düzene karşı yaratım yapmakta ustalaşmış olsa da artık yorulmuştu. Her seferinde saf enerjisinin ve yaratımlarının zorbalık düzenine heba edildiğini görmüştü. Eril enerjinin matrix’in zorba düzenini yaşattığını görünce kalbi kırılmıştı. Yeni yaratım yapası gelmiyor, enerjisini gitgide zorbalaşan bir düzene akıtmak istemiyordu.
Eril enerji, nasıl bir cenderenin içinde olduğunu görüyordu aslında ama nasıl çıkacağını bilmiyordu. Bunca zaman inandığı ve uğrunda çabaladığı her şeyin koca bir yalandan ibaret olduğunu itiraf etmek, böyle güçlü ve onurlu bir varlık için hiç de kolay değildi. Matrix’in savunucuları, özgürleşmenin yolunu para kazanmak olarak gösteriyorlardı: Eril enerji, para kazanırsa özgür, para kazanırsa değerli, para kazanırsa başarılı olabilirdi; Para kazanırsa problemleri çözebilir, para kazanırsa sevdiklerini koruyabilir, para kazanırsa güven verebilir, para kazanırsa sevgi ve saygı görebilirdi..
Matrix’in en büyük illüzyonu olan bu programlama eril enerjiyi esir etmiş, onun tüm cesaretini, avcı toplayıcı güdülerini, atılganlığını, korumacı ruhunu, enerjisini bu meseleye odaklamıştı. Tek bir anda tek bir şeye odaklanmayı seven ve mantık çerçevesinde olaylara bakan erile anlamlı gelmişti bu çözüm. Simülasyonun her beklentisini karşılar, yılmadan çalışır çabalarsa varoluşunun hakkını verebileceğini düşünmüştü. Matrix’in efendileri de eril enerjiyi tam olarak buradan yakalamıştı.. iyi niyetle gücünü, kuvvetini, tüm varlığını ortaya koyan tarafından.
Dikkatli bakınca, özgürleşmenin tek başına para ile yapabileceği bir şey olmadığını görüyordu eril. Gerçekliğin hazinelerine ulaşmanın, matrixi yaşatmak için çok çalışıp çabalamak, ya da zihnini bir sürü bilgi ile doldurup ilahi bilgelikle arana set çekmekle alakası yoktu. Simülasyonun ne olduğunu, nasıl işlediğini görmen gerekiyordu. Bunun için de dualitenin ötesini görmek, kendini, yansımalarını ve dünyada olanları kalp gözünle algılamak gerekiyordu. Çünkü gerçek, sadece kalple bakınca görülebiliyordu.
Eril enerjinin en büyük sınavı buydu aslında, çünkü matrix onu zihinde kalmaya, kalbinden uzaklaşmaya programlamıştı. Ruhunun tüm açıklığıyla gördüğü gerçekliği, bilinçli zihniyle idrak etmenin getireceği acıyı hissetmekten kaçmaya.. Bu acıyla yüzleşme cesaretini gösterdiğinde, içinde kaybolduğu illüzyon dünyasına dışarıdan bakabilecek, her şeyi net olarak görebilecekti.
Enerjisel varoluşunu keşfettiğinde, asıl savaşının fiziksel boyutta değil, görünenin ötesindeki boyutta, ruhsal ve enerjisel bir mücadele olduğunu görecek, 5 duyu ve zihin ile algıladıklarının ötesine geçebilecekti. Enerjisini, insanlığı ve yeryüzünü sömüren hedeflere değil, bütünün iyiliğine hizmet eden hedeflere odaklayacaktı. Vicdanının sesiyle hareket edecek, adaletin ve güvenin yeryüzündeki temsilcisi olacaktı. Dişil enerjinin yaratımları ancak böyle anlam bulabilir, eril enerji toprağına sahip çıkarsa dişil enerji çiçek açabilir, bolluk bereket saçabilirdi. Birbirleriyle savaşmak yerine uyumlanır, el ele verirlerse yeryüzünde cenneti yaratabilirlerdi.
Kurallara uymak, öfke ve şiddetini dizginlemek tabii ki önemliydi ama eril enerjinin varoluşunu taçlandıran en değerli ifadesi adaletinin kılıcıydı. Sevgi frekansında olmak, sadece merhametli ve efendi olmak değil, gerektiğinde de haksızlığa kararlı bir tokat atabilmekti.. bulunduğun her durumda, karşı karşıya kaldığın her seçimde, hem kendin hem de tüm masum insanlar ve canlılar için sevgi ve adaletten yana durarak..
Cesaretini gerçekliği seçmeye, zekasını dualitenin ötesine geçmeye gösteren.. Garanti ihtiyacını teslimiyete dönüştüren.. İllüzyon dünyasının bağımlılıklarından özgürleşen.. Küçük hesapları bırakıp büyük resme odaklanan.. Hayatın her alanında.. her iletişiminde.. her rolünde.. sevgiyi ve adaleti seçen.. Bunu bazen merhametiyle bazen enerjisel kılıcıyla yapan.. Zorbayı dize getiren.. zorbalık düzenini bitiren.. Kula kul olmayı bırakan.. Zincirlerini kıran.. hem kendisini hem çevresini özgürleştiren.. coşturan.. neşelendiren.. Eril enerjinin muhteşem ifadesi olmayı seçen tüm ruhlara selam olsun!