Gölgelerinle Yüzleşmedikçe Aynalarından Kaçış Yok
Hayatımda üzerine en çok düşündüğüm kavramlardan biri, bizi öfkelendiren kişilerin ruhumuzun sevmediğimiz taraflarını bize gösteren aynalar olması. Mevlana 1200’lerde bahsetmiş. Hayatımın değişik zamanlarında aynaları vurguladığı satırlarına denk gelsem de, gerçekten ne anlama geldiğini sorgulamaya başlamam çevremde her şeyin negatif tarafına odaklanan insanlardan rahatsız olmamla başladı. “Ne kadar negatif bazı insanlar” diye içimi döktüğüm bir dostumun bana acı söylemeyi göze alması ve “aslında şikayet ettiğin şey senin içinde” demesi beni oldukça etkilemişti. Önce anlam verememiş, hatta kendisine öfkelenmiştim.. “Neden ki? Ben pozitif bir insanım. Ne alakası var?” diye tepki göstermiştim. Arkadaşım bilge bir kişi olduğundan fazla üzerinde durmadı, sadece bu konuyu bir düşün dedi. Sonrasında da aynalar, uzun yıllar kafamı meşgul eden ve benliğimin derinliklerini keşfetmemde kilit rol oynayan bir kavram oldu.
Ben kendimi negatif bir karakter olarak algılamıyordum ama yaşadığım tetiklenmeler sayesinde içime döndükçe, olduğum ve olmaya çalıştığım pozitif insanın ötesinde hayatı, insanları ve kendimi oldukça acımasızca yargılayan karanlık bir tarafım olduğunu keşfettim. Kaçtığım, sevmediğim bir taraf. O yüzden bu karakter özelliğini bir başkasında görünce sinirleniyordum. Gölgemden kaçıyor, aynalarıma kızıyordum.
Bu karanlık tarafımı keşfetme arzusu, o yıllarda okuduğum kitaplarda çekildiğim satırlarla birleşince beni regresyon terapisine yönlendirdi. Türkiye’de bu konuda uzun yıllardır çalışmalar yapan değerli terapist Diba Yılmaz’la yaptığımız seanslarda gölge kavramının derinliklerini ve kendi gölgelerimi keşfetme şansı buldum. Karşılaştığımız sorunların sadece bu hayatta deneyim ettiklerimizle açıklanamadığı ve geçmiş hayat travmalarının da şimdiki yaşamımızda bizleri etkileyebildiği fikri üzerine geliştirilmiş regresyon terapisi. Michael Newton, Roger Woolger, Andy Tomlinson ve daha birçok degerli bilim insanı bu konuyu derinlemesine araştırmış, insanların geçmiş travmalarından özgürleşmesi için metodlar geliştirmiş.
Geçmiş hayatlara inanmak ya da inanmamak tabii ki kişisel bir seçim. Ama şu bir gerçek ki bilinçaltımız çok kuvvetli ve bizler kendi karanlık taraflarımızı keşfettikçe ve bilinçaltımızın derinliklerindeki travmatik kayıtlardan özgürleştikçe daha dengeli ve mutlu bireyler olabiliyoruz. Bu kayıtları keşfetmenin en etkili yolu da bizi öfkelendiren olay ve durumları bize verilen ipuçları olarak görebilmek. Yani bizi öfkelendiren neyse o konuyla ilgili içsel bir yolculuğa çıktığımızda, bana benimle ilgili ne anlatıyor bu öfke dediğimizde mutlaka cevaplar geliyor. Yeter ki içimizden gelen o eşsiz sese kulak verelim.
Bana bu konuda en çok yardımcı olan kaynak Debbie Ford’un “The Dark Side of the Light Chasers” – “Işığı Arayanların Karanlık Yanı” isimli kitabı oldu. Ford bu kitapta ruhumuzun karanlık taraflarını nasıl açığa çıkacağımızı ve iyileştirebileceğimizi detaylı örneklerle anlatıyor. Mevlana ve Jung’un aynalar ve gölgelerle ilgili öğretilerini günümüz insanının anlayacağı şekilde anlatıyor. Kitap, insanın kendisi ve yaşadıklarıyla ilgili algısını radikal bir şekilde değiştiriyor. Sizi öfkelendiren konuların çözümünün de yine sizde olduğunu bilmek büyük bir özgürleşme sağlıyor, dışarıdan bir kurtarıcı bekleyen kurban modundan çıkıp sorumluluk alan yetkin bir insana dönüşmenize yardım ediyor.