Bağlılık Aslı
Geçtiğimiz haftalarda Semih Kaplanoğlu’nun Bağlılık Aslı filmini seyrettim. Türkiye’de ve dünyada sanat adına yapılan bunca görüntü ve gürültü kirliliği içinde sinemayı yaşatan gerçek sanatçıların olduğunu görmek her zaman iyi hissettiriyor. Çoğunluğa dayatılan yaşam biçiminin böylesine zerafet içinde sorgulandığı bir yapımın genç sinemacılara ilham olmasını dilerim. Ben bir izleyici olarak sinemada azınlıklar kadar çoğunlukların deneyimlerinin ve çaresizliklerinin de dile getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Kendini sistemin dayattığı sınırlar içinde sıkışmış hisseden insanın duygularını sinema sanatının inceliklerini en güzel şekilde kullanarak anlatan Bağlılık Aslı ekibinin emeklerine sağlık.
Film oldukça ağır ilerliyor görünse de kısa bir zaman dilimi içinde kurumsal dinamiklerin hükmettiği yaşam biçimini, bu yaşamın içinde varolma mücadelesi veren kadını, anneyi, eşi ve aileyi oldukça detaylı anlatıyor. İzleyicinin baştan sona ortak edildiği duyguların bu kadar abartısız ve etkili bir şekilde anlatılması hem yönetmen hem de oyuncular açısından takdire şayan.
Aslı, bebek sahibi olduktan sonra kariyerine dönmek isteyen bir genç kadın. İçinde bulunduğu durum, onu bugüne kadar yüzleşemedikleri ile ilgili bir yol ayrımına getirmiş. Bebek sahibi olması, oturduğu sitede yaşamak kadar kontrollü bir deneyim değil.. Çok kontrolsüz hatta.. Bilinmeyen.. Bedenini ezen, duygularını altüst eden, kendine bunca yıldır özenle ördüğü maskeyi çatlatan.. Ruhunun karanlıklarına ışık tutan..
Aslı’nın duyguları alınmış gibi. Yaralarını hissetmemek icin hissizleşmeye karar vermiş sanki. Yapması gerekenleri biliyor ve yapıyor ama görev bilinci içinde..hissetmeden.. hissettiremeden…
Dışarıya yansıtmasa da bütün o sessizliklerinin, duygusuzluğunun ve enerjisizliğinin altında sanki büyük bir anlam arayışı var. Bebek sahibi olmak onu sistemin dayattığı programlamanın dışında bir deneyime itiyor.. Hayatı boyunca kaçtığı duygularıyla yüzleşmeye mecbur eden, yaşantısının anlamını sorgulatan.. Bütün bunların verdiği ağırlık hep Aslı’nın yüzünde.. yüreğinde..
Karanlık taraflarına bakmaktan korkuyor Aslı.. İşe hemen dönmekteki kararlılığı, anne olma deneyiminin içinde kalamamak, kadınlığıyla barışık olamamak belki de.. Çünkü kadınlıkla ilgili kafasındaki sınırlar, oturduğu sitedeki sınırlar kadar keskin ve belirli.. Çalışan kadın, ev kadını.. Önemli kadın, önemsiz kadın.. Çağdaş kadın, geleneksel kadın.. Eve kapanmayıp çağdaş kadın rolüne bir an önce geri dönebilmek önemli Aslı için.. Bir türlü yüzleşemediği yaralarından da kaçmaya devam edebilmenin kabul gören bir yolu..
Bebeğinin ışık tuttuğu yaraları bakıcı kadının Aslı’nın hayatına girmesiyle daha da fazla ortaya çıkıyor.. Anadolu’nun masumiyetini kendisiyle birlikte büyük şehre getiren Gülnihal’in doğallığı Aslı’nın kadınlıkla ilgili dengelerini sarsıyor. Magazinlerde görülen film seti formatındaki mutfağının fırınından tülbente sarılı yoğurt tenceresi çıkması, Gülnihal’in yanında getirdiği ev kekininin kokusu, bebeğiyle kurduğu kalpten iletişim Aslı’yı tedirgin ediyor.. Belki çağdaş kadın imajını bozduğundan.. belki de ona kendi hissedemediği, hayatına katamadığı duyguları, yaşam enerjisini anımsattığından..
Gülnihal’le duygularıyla kuramadığı bağı kameralarla kurmaya çalışıyor Aslı. Ruhunun derinliklerine gömdüğü korkular masumiyetini bastırıyor. Kendini uydurmaya çalıştığı cağdaş kadın formatı da bunu gerektiriyor aslında. Duygulardan arınmayı.. verilen kalıplara göre yaşamayı.. güvenmemeyi.. derinleşmemeyi.. Önemli olmanın peşinden koşarken değersizleşmeyi, değersizleştirmeyi…
Bu değersizlik duygusu kendisine de yeterince hissettirildiğinde yüzleşmeleri başlıyor Aslı’nın. İşyerinde çalışırken kamerayla izlendiğini anladığı anda Gülnihal ile arasındaki farklılıklar kayboluyor. Etiketlerin ve illüzyonların ötesinde, sadece kadın, sadece insan olduklarını hissediyor belki de. Çocuğunu kendi çocuğuymuşçasına seven ve düşünen Gülnihal’in Aslı’nın özündeki masumiyeti uyandırışı son sahnede doruğa ulaşıyor. Aslı’nın korkuları ve yargıları, yaşanan gerçek bir acıyla önce utanca sonra Gülnihalinki kadar önyargısız ve hesapsız bir şefkate dönüşüyor.
Bağlılık Aslı filminin bana düşündürdükleri kısaca böyle, tabii hissettirdikleri çok daha yoğun. Sinema otoriteleri filmle ilgili birçok değerlendirme yapmışlar. Kimi tarafsızca, izlediği bir filmi yorumlamış, kimi de bir film yorumuna tüm önyargılarını ve öfkesini katmış. Bana göre film çok derin, hissettirdikleri değerli.. Kendi özünden kaçışta olanların yüzeysel bakış açılarıyla bağ kuramayacağı nitelikte..